
öylece oturuyor kırmızı ışık altında, biblo misali. Şeklini veren her ne,her kim, ise ustalıkla icra etmiş zanaatini. Dirsekten masaya duran kol ince bilek kıvrımı ve iki parmağı arasındaki sigarası, kilden bozma tebessümüyle bakışmakta. içinden geçirdi "çok kirliyim" diye, iliklerine işlemişti bu düşünce öyle ki, sigarasını da içmiyordu her nefes ve nefessizlik ondan bir sene çalıyordu, maneviyatını çürütüyordu. Siktir etti birden herşeyi, ayağa kalktı, yanan sigarasını da masaya fırlattı. Şimdi kendi hayat çizgisinde yürüyordu, sanki bu yüksek ince topuklularda bu yürüyüş için tasarlanmıştı. Düşüncelerinin
saçmalığını yoğun anason durdurdu. Ensesinden ayırdığı platin saçlarını, diri sandığı göğüslerinin üzerine attı -ya ne olacaktı- diye geçirdi içinden; oysa bir buçuk sene önce mağazada bir christian louboutini beğenmişti erkeği de sözünü vermişti. Heyecan vardı ahh o heyecan... doğumgününü bekledi yıldönümlerini bekledi ilk
bir, bıçakla açılan yumrukla kapatılan mezarı oldu. Sonra durdu kendini açık havada buldu. Süreç başlamıştı, bakışlar onu tiftiklemiyordu artık, bütün bütün alıyordu. Parçalar değil uzuvlar koparıyordu ondan; ama canını acıtmıyordu. Her saniye bünyesinde dolaşan duman, onu yaşlandıran dumana ihtiyacı vardı. Çekeceği her nefes onu bir sene daha yaşlandıracak, ölüme bir adım daha yaklaştıracak; yere attığında üzerine basan ayaklar, mezarını kapatacaktı. Kim durdurabilirdi ki onu, kim durdurabilirdiki cürmünü? Parçalaması 'bedava' olan bu bedenin yükünü kim taşıyabilirdi?
Fotoğraf: umayumay(streetQueen)